🐯 Allah In Büyüklüğü Ile Ilgili Ayetler

Bunûr, Allah’ın takdiri ile dilediği gibi geziyordu.1. O zaman ne levh-i mahfuz, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş, ne ay, ne insan ve ne de cin; hiçbir şey yoktu!2. Sonra suyu yarattı. Sonra arş-ı âlâ’yı yarattı. Arş-ı Âlâ, su üzerinde idi.3 Sonra, Arş içinde Kürsî’yi yarattı. Dünya bilginlerimizin keşfettiği, yani onların beyinlerinin keşfettiği kainatın büyüklüğü ve güzelliği ile aydınlanmaktadır. ın en güzel resimli sözleri ve kareografileri siz değerli misafirlerimiz için Allah İle İlgili Resimli Sözler – Allah Aşkı, Sevgisi, Korkusu İle İlgili Sözler. 12 Nisan 2020 0. Allah Peygamber(asm) bu ayetle ilgili şöyle dedi: “Bu ayete mukabil, dünya ve içindeki her şeyin benim olması, benim için daha sevimli olamaz.” Bunun üzerine adamın biri “Ya şirk koşmuşsa” diye sordu. Hz. Peygamber bir müddet sustu. Ardından üç kere “Dikkat edin! Şirk koşmuşsa da Allah affeder” buyurdu. Sebeb-i Nüzûl O pek yücedir, pek büyüktür. Allah o Allah'dır ki, kendinden başka hiç bir ilâh (Tanrı) yoktur (Ondan başka ibadete müstahak mâbud yoktur). O ezelî ve ebedî hayat ile bizâtihi (kendiliğinden) diridir, (bâkidir). Zât ve kemâl sıfatlarıyla yaratıkların (mahlûkatın) bütün işlerinde hâkim ve AmenerrasulüMeali (Anlamı) Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle. 285- Peygamber, Rabb’inden ne indirildi ise ona îman getirdi, mü’minler de, her biri ‘Allah’a ve melâikesine ve kitaplarına ve peygamberlerine: peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırmayız diye’ iman getirdiler ve şöyle dediler: semi’na ve eta Bella 24 May 2012. #1. Cennet İle İlgili Ayetler Ve Hadisler. (Ey Muhammed) iman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bu, onlara, (dünyadakine Allahın birliği, onun (Hayy) oluşu, zâtı ile (Kayyum) oluşu, yarattıklarının sıfatlarından ve onlara benzemekten aykırı oluşu, yarattıklarının hepsinin onun tasarrufunda olduğu, kudretinin arz ve semâlarda bütününün içine alması, zatının büyüklüğü ve 3fJQF. Âyetleri Doğru Okuyup Anlayabilme İçin Gerekli ŞartlarÂyetleri Doğru Okuyup Anlayabilme İçin Gerekli Şartlar Kevnî âyetler, insanın duyularıyla müşâhede ettiği ve gördüğü âyetlerdir. Bir başka ifâde ile ?kevnî âyetler? Allah'ın varlığa hâkim kıldığı şaşmaz, değişmez kanunlardır. İnsanlar yaratılışla ilgili bu yasaları/âyetleri bilseler de bilmeseler de onları görür ve onlardan yararlanırlar. Meselâ, milyonlarca kişi, yer çekimi kanuna dair bir bilgiye sahip değildir, ama bu kanunlardan yararlanmaktadır. Yine milyonlar, ana karnındaki ceninin hayatına dair bir bilgiye sahip olmadığı halde, bu bilgisizlik, çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmalarına engel peygamberlerin mûcizeleri de tabiat kanunlarını bozan ve onlara aykırı kevnî mûcizelerdi. Ve geçmiş mûcizeleri incelediğimiz zaman, onların Allah'ın fiillerinden olduklarını görürüz. Allah'ın fiili ise, Allah onu işledikten sonra son bulabilir. Hz. Mûsâ için deniz yarılmış ve sonra da eski özelliğine dönmüştür. Ateş, Hz. İbrâhim'i yakmamış ve sonra yakma konusunda eski özelliğine dönmüştür. Ama Hz. Peygamber mûcizesi, Allah'ın sıfatlarından biridir. O'nun kelâmıdır. Fiil, onu işleyenin kalıcı olması ile kalıcıdır. Sıfat da, işi yapanın kalıcı olmasıyla kalıcıdır. Kur'an mûcizesinin geçmiş peygamberlerin mûcizelerinden farklı oluşunun bir özelliği de onun ilmî sürekliliğidir. Kur'an'da öyle bir îcâz vardır ki, akıl ancak kâinat ve kâinatın sırlarından birtakım şeyleri keşfettikten sonra onun farkına varabilir. Kevnî âyetlerle ilmî âyetler arasındaki en önemli fark, ?kevnî âyetler?i tetkikin ilim, kültür vs. gibi birtakım niteliklere ihtiyaç göstermemeleridir. İkinciler ise ilmî âyetler, bazı yetenekler olmadan tetkik edilemezler. Demek oluyor ki, ikinci devir âyetleri daha gelişmiş insana hitap etmekle kalmaz, bazı farklı niteliklerle donanmış kaliteli insan ister. Bu özelliklerin, genel olanları, yani her âyet için gerekli görünenleri yanında, sadece bazı âyetler veya âyet grupları için arananları da vardır. Örneğin, ilim her âyet için bir müşâhede şartıdır. İlim olmadan Kur'an'ın sergilediği veya dikkatimizi çektiği âyetlerden bir şey anlayamayız. Bu inceliğe işaret için olmalı ki, ilk âyet ?Oku!? diye inmeye başlamıştır. Buradaki ilmin, teknik ve terminolojik mânâda ilimden çok, kültür ve ileri seviyede mânâda olduğunu söyleyebiliriz. Hadis bunu şu yolda aydınlatıyor ?Âlim, öğrenci veya böylelerini dinleyen biri ol. Dördüncü gruptan olma. Yoksa mahvolursun!?Şu muhakkak ki, basit bir dinleyici kültürüne sahip fertle, uzman bir âlimin âyetleri değerlendirmeleri aynı derecede verimli olmayacaktır. Meselâ, Kur'ân-ı Kerim, tarihi tetkike çok önem vermektedir. Ve tarih felsefesi üzerinde ilk sistemcilik müslümanların nasibi olmuştur. Sosyolojinin de bu yaklaşımın meyvelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu, İbn Haldun gibi bir hikmet adamının işidir. Fakat Kur'an bizi her zaman ve her şeye ibretle bakmaya çağırıyor. Bu ibretle bakış, asgarî mânâda, vurdumduymazlıktan, ilkellikten, uyuşukluktan kurtulmuş olmakla başlar, atomların, hücre ve genlerin araştırmasını yapabilecek seviyeyi elde etmeye kadar gider. Âyetleri tetkikte bazı şartlar ve gereksinimler vardır. Bunları şöyle sayabiliriz İlim, iman, akıl, tefekkür, tezekkür, tefakkuh, ittika, istimâ, tevessüm, yakîn, hikmet, lübb, sabır, şükür, zulüm ve kibre bulaşmamak, inâbe ve âhiret korkusu ve bilincidir.[1] [1] Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri. Suresi 27. ayet ve 28. ayetlerinde insanlığa verdiği birçok mesaj vardır. Bizlerde sizlere Fatır Suresi 27. ayet ve 28. ayette neler söylendiğini sizlere detaylı olarak güncelleme tarihi 1805Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar yine iman edenlerin imanlarını pekiştirmesi ve iman etmeyenlerin de Allah’ın gücü ve kudretini yeryüzünün her sahasında görerek iman etmeleri için çağrı niteliğindedir. Dağların farklı renklerde yaratılması, gökten yağmurun yağdırılması ile canlıların hayat bulması gibi tüm işler, ancak Allah’ın emri ve kudreti ile gerçekleşebilecek durumlardır. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar da bunları pekiştirmektedir. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar hakkında bilgi vermeye geçmeden önce ayetleri inceleyelim. “Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renk ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağların da farklı renklerde; beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları vardır.” Fâtır-27 “Aynı şekilde, insanlardan, binek hayvanlarından ve eti yenen hayvanlardan da farklı tür ve renklerde olanlar var. Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır.” Fâtır-28 Fâtır Suresi 27. Ayette Verilen Mesajlar Kur’an’ı Kerim’in bu ayet-i kerimesinde inananlar için büyük ibretler vardır. “Gökten suyun indirilmesi” yani yağmurun yağması ile yeryüzüne değdikten sonra farklı renklerde ürünlerin çıkartılmasına işaret edilen bu ayet, inkârcılar için ise en iyi cevaptır. Nitekim doğada olan hiçbir olay, olgu, hareket kendi başına değildir, arkasında kudreti ile en büyük olan Allah vardır. Gökten rengi olmayan su damlacıklarının toprağa düşmesi ile toprağın altında envaı renkte bitkilerin yeşererek insan ve diğer canlıların hizmetine sunulması, basit bir şekilde “doğa olayıdır” diye geçiştirilemez. Dağlar da aynı şekilde Allah’ın kudretinin en büyük delillerindendir. Zira insan, güç getiremediği şeylerde de Allah’ın yardımını görür. Öyle ki dağların beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları olan oluşumlardır. Eğer, Allah dileseydi dağların oyulmasına müsaade etmeyecek kadar güçlü ve çetin dağları da yaratabilirdi. Ama insanların kolaylığına sunduğu dağlar, hem insanlar için birer geçit hem de yeryüzünün kolonları hükmüne girmiştir. İşte tüm bunlar, Allah’ın büyüklüğüne işaret eden durumlardır. Fâtır Suresi 28. Ayette Verilen Mesajlar Allah’ın yaratma sıfatı sadece kendisine mahsustur. O’ndan başkası ne yaratabilir ne de hayat verebilir. O, öyle bir güce sahiptir ki yeryüzüne bugüne kadar gelmiş hiçbir insanın parmak izinin birbirine benzemeyeceği şekilde tasavvur edendir. O öyle bir güce sahiptir ki bugüne değin yaratılmış milyarlarca insanın rengini farklı şekilde yaratmıştır. Kudreti ve gücü hiçbir şey ile ölçülemeyen Allah Fâtır Suresi 28. Ayette verilen mesajlar vasıtası ile insanların yeniden durup düşünmesini istemektedir. “Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar” Ayet-i kerimenin bu bölümünde çok önemli vurgular bulunmaktadır. Mesela geçmişten bugüne kadar birçok insan Allah’ın varlığını inkâr etmiş, doğada yaşanan olayları tamamen “tesadüf” olduğunu söylemişlerdir. “Darvin teorisi” çöktüğü halde “İnsanlar maymundan gelmedir” fikri hâlâ görülebilmektedir veya deist ve ateistlerin görüşleri de yine görülen durumlar arasındadır. Ancak Allah bu ayet-i kerimesinde inananları ayrı bir sınıfta tutuyor ve ancak Allah’ın büyüklüğü karşısında inananların heyecan duyabileceklerini söylüyor. İnanan insanlar, yeryüzünde gözleriyle gördükleri her şeyi Allah’ın yaratma sanatına bağlarlar. Aşılmayan dağların büyüklüğü, hayvanların yeşil ot yiyerek bembeyaz süt vermeleri, insanların renk olarak birbirlerinden farklı olmaları gibi her durumu ancak Allah’ın sanatına bağlarlar ve bunlar karşısında heyecana kapılırlar. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar hakkında kısaca şunları söyleyebiliriz; Gökyüzünden yağmuru yağdıran ve bu yağmurla yeryüzünde bitkilerin oluşmasını sağlayan, insan ve diğer canlıların su ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayan Allah’tır Dağların farklı renklerde yaratılmasının arkasındaki yegane güç Allah’ın gücüdür. Sarp dağlarda, kayalar arasında ağaçların ve diğer bitkilerin yeşermesini ancak Allah dilerse olabilir. Dağların arasında insan ve diğer canlıların geçebilmeleri ve birbirlerine ulaşabilmeleri için simsiyah yolları yaratan da Allah’tır. İnsanların farklı renklerde yaratılmaları, Allah’ın varlığının ve gücünün delillerindendir. Hayvanlardan bir kısımlarının binek hayvanı olarak yaratılmaları diğer kısmının ise etinden veya sütünden veya türlü yemişlerinden yararlanmalarını sağlayan Allah’tır. İnanan insanlar, tüm bunları düşündüklerinde Allah’ın gücü ve kudreti karşısında heyecana kapılırlar ve O’na şükürlerini en iyi şekilde ifade ederler. İnanan insanlar, Allah’a karşı bir günah işlediklerinde O’nun engin bağışlayıcı özelliğine sığınarak tevbe ederler. Önerilen İçerik Dua Nedir Nasıl Edilir? / DİNBU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER! Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ayt konu anlatımı, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi tyt konu anlatımı , Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda İslam Ve Bilim hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz.. İslam Ve Bilim Din ve Bilim İlişkisi İslam Medeniyetinde Bilim ve Düşüncenin Gelişimi İslam Medeniyetinde Öne Çıkan Eğitim Kurumları Müslümanların Bilim Alanında Yaptığı Öncü ve Özgün Çalışmalar Kur’an’dan Mesajlar Fâtır Suresi 27-28. Ayetler Din ve Bilim İlişkisi Din, Yüce Allah tarafından insanlara peygamberler aracılığıyla bildirilen kurallar bütünüdür. Dinin kaynağı her şeyi yaratan, yaşatan ve her an kontrolü altında tutan Allah’tır Bilim sözcüğünün İslam medeniyetindeki karşılığı ilimdir. İslam, insanın yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz kılmıştır. Tıp, hesap ve teknik gibi toplum için gerekli olan her türlü bilgiyi öğrenmek farz-ı kifayedir. Âlim bilgin; temel İslam bilgilerini aldıktan sonra belirli bir ilim dalında daha çok ilerleyip uzmanlaşan kimsedir. Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber âlimleri övmüştür. İslam Medeniyetinde Bilim ve Düşüncenin Gelişimi Medeniyet, toplumların, gayelerine ulaşmak için birer vasıta olarak kullandıkları sosyal, hukuk ve ticarî kurallar da medeniyetin bir parçasıdır. İslam medeniyetinin temeli, Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetidir. İslam medeniyeti dışında başka hiçbir medeniyet bilimsel bir yapı üzerinde kurulmamıştır. Bilimsel bir yapılaşma ile oluştuğu için İslam medeniyetini “bilimsel medeniyet” olarak nitelendirebiliriz. İslam Medeniyetinde Öne Çıkan Eğitim Kurumları Bunların başlıcaları şunlardır Cami ve Mescit Mescit Cami, namazgâh da denir. İçerisinde beş vakit namaz, cuma ve bayram namazlarının kılındığı Müslümanların ibadet yerine denir. Türk toplumunda içinde ibadet edilen küçük yerlere “mescit”, büyüklerine de “cami” denir. Bu ayrım diğer milletlerde yoktur. Cami Mescitlerin büyüğüne “cami” denir. Cami; toplayan, toplayıcı demektir. Beş vakit namazda cuma ve bayram namazlarında müminleri bir araya topladığı için bu isim verilmiştir. Mektep İslam ülkelerinde ve özellikle Osmanlılarda çocuklara temel eğitimin verildiği yerdir. Hulefa-i Raşidin devrinde ve özellikle Hz. Ömer zamanında bu tür okullar yaygınlaşmıştır; onun getirdiği yenilikler arasında mektep tesisi ve muallimlere maaş bağlanması da sayılmaktadır. Emevi ve Abbasi devirlerinde mektepler gelişerek devam etmiştir. Osmanlı eğitim sisteminde hemen her cami yanında bir mektep tesis edilmiştir. Bu mekteplerde 5-6 yaşında “Sabi” denilen küçük çocukların okutulduğu için de daha ünlü ismiyle “Sıbyan Mektebi” adı verilmiştir. Osmanlı eğitim sisteminde ilköğretim kurumlarını bu sıbyan mektepleri teşkil eder. Medrese Ders yapılan yer, okul, mektep. İslam tarihinde dinî ilimler ile sosyal ve fen bilimlerinin öğretildiği yüksek öğretim seviyesindeki eğitim öğretim kurumu, fakülte. Medreselerde ders veren hocalara “müderris” denir. Daru’l-kurra Kur’an-ı Kerim okuma ilmini uzmanlık derecesinde öğreten ve hafız yetiştiren okullardır. Daru’l-hadis Hadis ilimlerinin öğretildiği ve hadis ilimlerinde uzmanların yetiştirildiği yüksek öğretim kurumlarıdır. Beytü’l-hikme Orta Çağ İslam ilim ve kültür tarihinde tercüme ve yüksek seviyedeki ilmi araştırmaların yapıldığı merkezlere verilen isimdir. Kütüphane Kütüphane terimi, “kitapların saklandığı yer” anlamında kullanılmaktadır. Müslümanların kitaba olan sevgi ve saygıları yazılı eser alanında İslam medeniyetinin önemli yer tutmasını sağlamıştır. Rasathane Gözlemevi. Yıldızların gözlendiği yer. Rasadhane; Arapça rasad gözetleme ve Farsça hâne ev kelimelerinden oluşur. Şifahane Hastane. Darüşşifa. Bimâr hasta kelimesinden yer adı yapmakta kullanılan -istan ekiyle türetilmiş Farsça bir isimdir. Sağlık hizmeti verilen ve bu amaçla gerektiğinde hastaların yatarak tedavi oldukları kurumdur. Müslümanların Bilim Alanında Yaptığı Öncü ve Özgün Çalışmalar Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetinin Oku!’ emriyle başlaması, birçok ayet-i kerimede ilmin teşvik edilmesi ve ilim adamından övgüyle bahsedilmesi, Hz. Peygamber’in birçok hadis-i şeriflerinde ilimden bahsetmesi, çeşitli ilimlerin gelişmesine sevk etmiştir. Müslümanların bilim alanında yaptığı öncü ve özgün çalışmalardan bazıları şunlardır Dil İnsanların birbirleriyle anlaşmak, konuşmak, tanışmak amacıyla kullandıkları işaret ve sesler sistemidir. Arapça büyük medeniyetler, kültürler ve imparatorluklar doğuran dillerin başında gelmiştir ve bir kültür ve medeniyet dilidir. Fıkıh Fakihin, ibadet, cezalar ve muamelatla ilgili dinî hükümleri ana kaynaklar olan Kur’an-ı Kerim ve sünnetten çıkararak ayrıntılı delillerle bilmesidir. En önemli fıkıh âlimleri arasında İmam Ebu Hanife ö. 767, İmam Malik ö. 795, İmam Şâfii ö. 819 ve İmam Ahmed b. Hanbel ö. 855 gibi isimler sayılabilir. Kelam Allah’ın zatından, sıfatlarından, isimlerinden ve fiillerinden, peygamberlikle ilgili meselelerden, başlangıç ve sonuç bakımından varlıkların durumundan İslam ölçüleri içinde bahseden ilimdir. Ebu Hanife’nin el-Fıkhü’l-Ekber isimli eseri konuları esasında akait olmasına ilk kelam eserlerinden biri sayılır. Müslümanlar arasında kabul edilen iki temel itikadi mezhebin kurucuları Eş’ari ö. 941 ve Mâturîdi’dir. ö. 944. Tefsir Kur’an-ı Kerim ayetlerinin anlamlarını açıklamaya, hükümlerini ve bu hükümlerin dayandığı gerekçeleri açığa çıkarmaya ve ayetleri belirli bir yöntem çerçevesinde yorumlamaya yarayan ilim dalıdır. İslam tarihinde Kur’an ayetlerini anlamak veya anlamlandırmak üzere çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu tefsirler diğer din ve kültürlere mensup insanlar için örnek olmuştur. Hadis Hz. Peygamber’in sözleri, fiilleri ve takrirleri onaylaması; sahabelerin dine aykırı olmayan söz ve davranışlarını onaylamasıdır. Kütüb-i Sitte şunlardır Buhâri ö. 869 ve Müslim “el-Câmiu’s-Sahîh”-leri ile, Ebû Dâvûd ö. 888, Tirmizî Nesâî ö. 916 ve İbn Mâce ö. 886. Tarih Toplumların başından geçen olayları zaman ve yer göstererek anlatan, bunların sebep ve sonuçlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini ele alan bilim dalı ve bu dalda yazılan eserlerin ortak adıdır. Bu alanda ortaya çıkan ilk yazılı çalışmalar Hz. Peygamber’in savaşlarını konu alan megazi kitaplarıdır. İslam dünyasında tanınan en ünlü tarihçilerden bazıları şunlardır İbn İshak ö. 768, Vakıdî ö. 823, İbn Hişam İbn Sa’d Belâzurî Taberi İbn Haldun Naima ö. 1716 ve Ahmet Cevdet Paşa’dır Felsefe Madde ve hayatı; bunların toplum, ruh, kâinat gibi belirtilerini; sebep, prensip ve gaye bakımından inceleyen zihnî çalışma ve bu çalışmaların zihnî ürünü; varlığın ve bilginin kaynağının ilmî olarak araştırılmasıdır. İslam tarihinde her biri felsefe alanının en önemli temsilcileri olan çok sayıda filozof bulunmaktadır. Kindî Ebu Bekir Râzî Farabi İbn Sina Gazali ve İbn Rüşd Müslüman filozoflardan bazılarıdır. Coğrafya İnsanlar ve yer mekân ile bunlar arasındaki ilişkiyi neden-sonuç ve dağılış ilkesine bağlı olarak inceleyen ve sorgulayan bir bilim dalıdır. Yer ve insanlar arasındaki ilişkiler coğrafyanın konusunu oluşturur. VIII. yüzyılda Abbasi Devleti’nin kurulmasından sonra Yunan, İran ve Hint astronomi-coğrafya çalışmalarının İslam dünyası tarafından tanınmasıyla coğrafya bir ilim dalı olarak ortaya çıktı. Ünlü coğrafyacılardan bazıları şunlardır Piri Reis ö. 1554. Seydi Ali Reis ö. 1565, Uluğ Bey Muhammed Taragay, ö. 1449, Kâtib Çelebi ö. 1657, Evliya Çelebi ö. 1684. Tıp İnsan sağlığının sürdürülmesi ya da bozulan sağlığın yeniden düzeltilmesi için uğraşan, hastalıklara teşhis koyma, hastalıkları tedavi etmeye yönelik çalışmalarda bulunan bilim dalıdır. Tarih boyunca dünyanın farklı yerlerinde tedavi için şifa amaçlı farklı yöntemler ve farklı tıbbî sistemler ortaya atılmıştır. Hz. Peygamber’in tıpla ilgili söz ve uygulamalarını içeren bu önerileri “Tıbbı Nebevî” adı verilen kitaplarda toplanmıştır. İlk hastaneyi Emevi halifesi Velid b. Abdülmelik H 88/M 706’da yaptırmıştır. Müslüman dünyasının en meşhur tıp âlimlerinden bazıları şunlardır Ebû Bekir er-Razi ö. 925, ez-Zehrâvi İbn Sîna İbn Rüşd ö. 1198, İbnü’n-Nefis Akşemseddin Astronomi Astronomi gök bilimi, gökbilim. İslam dünyasında astronomi bilimi ilm-i felek, ilm-i nücûm, ilm-i hey’et gibi adlarla bilinirdi. Astronomi, gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Astronomi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Astronomiyi geliştiren İslam bilginlerinden başlıcaları şunlardır Ferganî ö. 861, Hârizmi Muhammed b. Mûsâ ö. 847, Kindî ö. 873, Battâni ö. 929, Birûnî ö. 1061, Ebu Said es-Siczî Caca Bey 1240- 1301, Uluğ Bey 1393-1449, Ali Kuşçu 1403-1474. Matematik Yunancada “orta” ve “öğrenme, öğretme” anlamlarına gelen gelir. Nazarî ilimlerin orta kısmında yer alır. Bu ilme Osmanlıca da riyâziyyât adı verilmiştir. Müslüman bilim adamlarının matematik bilimine katkıları çok fazladır. Bunlardan bazıları şunlardır Hârizmî, İbnü’l-Heysem ö. 1040, Abdurrahman el-Hâzinî ö. 1155, Şerefeddin Tûsi Nasîruddin Tûsi Fizik Maddeyi, maddenin uzay-zamanda hareketini enerji ve kuvveti de kapsamak üzere bütün ilgili kavramlarla birlikte inceleyen doğa bilimidir. Müslüman fizikçilerden bazıları şunlardır İbnü’l Heysem, el-Cezerî İsmail b. Rezzâz el-Cezerî’ Farabî ö. 950. Kimya Cisimlerin temel yapılarını, birbirleriyle olan etkileşimlerini ve yeni bileşimler meydana getirmelerini inceleyen bilim dalıdır. Müslüman kimyacılardan bazıları şunlardır Câbir b. Hayyân ö. 776, Ebû Bekir er-Râzî ö. 925, Kindî, Aziz Sancar Kur’an’dan Mesajlar Fâtır Suresi 27-28. Ayetler Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde; “Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renk ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağların da farklı renklerde; beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları vardır.” Fâtır-27 “Aynı şekilde, insanlardan, binek hayvanlarından ve eti yenen hayvanlardan da farklı tür ve renklerde olanlar var. Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır.” Fâtır-28 Fâtır Suresi 27. Ayette Verilen Mesajlar Kur’an’ı Kerim’in bu ayet-i kerimesinde inananlar için büyük ibretler vardır. “Gökten suyun indirilmesi” yani yağmurun yağması ile yeryüzüne değdikten sonra farklı renklerde ürünlerin çıkartılmasına işaret edilen bu ayet, inkârcılar için ise en iyi cevaptır. Nitekim doğada olan hiçbir olay, olgu, hareket kendi başına değildir, arkasında kudreti ile en büyük olan Allah vardır. Gökten rengi olmayan su damlacıklarının toprağa düşmesi ile toprağın altında envaı renkte bitkilerin yeşererek insan ve diğer canlıların hizmetine sunulması, basit bir şekilde “doğa olayıdır” diye geçiştirilemez. Dağlar da aynı şekilde Allah’ın kudretinin en büyük delillerindendir. Zira insan, güç getiremediği şeylerde de Allah’ın yardımını görür. Öyle ki dağların beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları olan oluşumlardır. Eğer, Allah dileseydi dağların oyulmasına müsaade etmeyecek kadar güçlü ve çetin dağları da yaratabilirdi. Ama insanların kolaylığına sunduğu dağlar, hem insanlar için birer geçit hem de yeryüzünün kolonları hükmüne girmiştir. İşte tüm bunlar, Allah’ın büyüklüğüne işaret eden durumlardır. Fâtır Suresi 28. Ayette Verilen Mesajlar Allah’ın yaratma sıfatı sadece kendisine mahsustur. O’ndan başkası ne yaratabilir ne de hayat verebilir. O, öyle bir güce sahiptir ki yeryüzüne bugüne kadar gelmiş hiçbir insanın parmak izinin birbirine benzemeyeceği şekilde tasavvur edendir. O öyle bir güce sahiptir ki bugüne değin yaratılmış milyarlarca insanın rengini farklı şekilde yaratmıştır. Kudreti ve gücü hiçbir şey ile ölçülemeyen Allah Fâtır Suresi 28. Ayette verilen mesajlar vasıtası ile insanların yeniden durup düşünmesini istemektedir. “Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar” Ayet-i kerimenin bu bölümünde çok önemli vurgular bulunmaktadır. Mesela geçmişten bugüne kadar birçok insan Allah’ın varlığını inkâr etmiş, doğada yaşanan olayları tamamen “tesadüf” olduğunu söylemişlerdir. “Darvin teorisi” çöktüğü halde “İnsanlar maymundan gelmedir” fikri hâlâ görülebilmektedir veya deist ve ateistlerin görüşleri de yine görülen durumlar arasındadır. Ancak Allah bu ayet-i kerimesinde inananları ayrı bir sınıfta tutuyor ve ancak Allah’ın büyüklüğü karşısında inananların heyecan duyabileceklerini söylüyor. İnanan insanlar, yeryüzünde gözleriyle gördükleri her şeyi Allah’ın yaratma sanatına bağlarlar. Aşılmayan dağların büyüklüğü, hayvanların yeşil ot yiyerek bembeyaz süt vermeleri, insanların renk olarak birbirlerinden farklı olmaları gibi her durumu ancak Allah’ın sanatına bağlarlar ve bunlar karşısında heyecana kapılırlar. Güzel Kurani kerimimizde geçen dünya ile ilgili ayetler. Kuranda geçen dünya ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda dünya ile alakali tahmini 104 ayet geçiyor 285 - Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. 286 - Bunlar ahireti, dünya hayatına satmış kimselerdir. Onun için bunlardan azap hafifletilmez ve kendilerine bir yerden yardım da gelmez. 2114 - Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır. 2130 - İbrahim'in milletinden, kendine kıyan beyinsizden başka kim yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin birisi yaptık, hiç şüphesiz o, ahirette de iyilerden biridir. 2167 - Onlara uyanlar da şöyle demektedirler "Ah, bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" İşte böylece Allah onlara bütün amellerini, üzerlerine yığılmış hasretler pişmanlık ve üzüntüler halinde gösterecektir. Onlar bu ateşten çıkacak değillerdir. 2200 - Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur. 2201 - Yine onlardan "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 2204 - İnsanlardan kimi de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır. 2212 - Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. Onlar, iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. 2217 - Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescid-i Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. 2220 - Dünya ve ahiret hakkında düşünürsünüz. Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki Onlar hakkında yapacağınız bir ıslah, işlerine karışmamaktan daha hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyla ıslah ediciyi bilir, birbirinden ayırd eder. Eğer Allah dileseydi, sizi zora koşardı. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. 314 - İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin ebedî hayatın bütün güzellikleri Allah katındadır. 322 - İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır. 345 - Melekler şöyle demişti "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandır. 356 - "İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır". 3117 - Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar. 3145 - Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız. 3148 - Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever. 3152 - Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz galibiyeti gösterdikten sonra zaafa düştünüz. Peygamber'in verdiği emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır. 3185 - Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir. 474 - O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz. 477 - Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez." 494 - Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. 4109 - Haydi siz dünya hayatında onları savunuverdiniz diyelim. Peki kıyamet gününde Allah'ın huzurunda onları kim savunacaktır? Yahut onlara kim vekil olacaktır? 4134 - Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendir. 533 - Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır. 541 - Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır. 629 - Dediler ki" Dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek değiliz". 632 - Dünya hayatı, eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise, Allah'tan korkanlar için daha hayırlıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız? 670 - Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. 6130 - Allah "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" deyince onlar "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettiler. 732 - De ki "Allah'ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?" De ki "Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur". İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz. 751 - Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz. 7152 - Şüphesiz o buzağıyı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap, dünya hayatında iken de bir zillet erişecektir. İşte biz, iftiracıları böyle cezalandırırız. 7156 - "Ve bize hem bu dünyada bir iyilik yaz, hem de ahirette. Biz gerçekten de tevbe edip senin hidayetine döndük." Buyurdu ki, azabım var, onu dilediğime isabet ettiririm, rahmetim de vardır , o ise her şeyi kaplamış ve kuşatmıştır. Onu da özellikle korunanlara, zekatını verenlere ve âyetlerimize inananlara mahsus kılacağım. 867 - Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir. 938 - Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydir. 955 - Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir. 969 - Ey münafıklar! siz de tıpkı kendinizden öncekiler gibisiniz. Oysa onlar sizden daha güçlü, kuvvetli, mal ve evlatça sizden daha varlıklı idiler. Dünya nimetlerinden paylarına düşen kadar zevk sürdüler. Sizden öncekiler kısmetlerine düşen kadarıyla nasıl zevk sürmek istedilerse siz de onlar gibi kısmetinize düşen kadarıyla zevk sürmeye baktınız, siz de sizden önce batağa dalanlar gibi batağa daldınız. İşte bunların dünyada ve ahirette bütün amelleri heder olup gitti ve işte bunlar hep hüsran içinde kalanlardır. 974 - Onlar, kötü bir şey söylemedik, diyerek Allah'a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslâm'a girdikten sonra yine kâfirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah'ın, Resulü ile onları lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmaz. 985 - Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin. Allah, onları dünyada bunlarla cezalandırmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murad ediyor, başka değil. 107 - Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak. 1023 - Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz. 1024 - Dünya hayatının misali şöyledir Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız. 1064 - Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur. 1070 - Dünyadaki zevkler çabuk biter. Sonra dönüşleri bize olacaktır. Daha sonra da inkâr ettiklerinden dolayı o çetin azabı biz onlara tattıracağız. 1088 - Musa dedi "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler." 1098 - Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk. 1115 - Her kim dünya hayatını ve güzelliklerini isterse biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen öderiz. Bu hususta kendilerine bir densizlik yapılmaz. 1160 - Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler. 12101 - "Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" 1326 - Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa düna hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettir. 1334 - Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise elbette daha çetindir. Onları Allah'dan koruyacak da yoktur. 143 - Onlar, o kimselerdir ki dünya hayatını ahirete tercih ederler, insanları Allah'ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte bunlar, çok büyük bir sapıklık içindedirler. 1427 - Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar. 1539 - İblis şöyle dedi "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!" 1630 - Kötülüklerden sakınanlara "Rabbiniz ne indirdi?" denilince "Hayır indirdi" derler. Bu dünyada güzel amel işleyenlere güzel bir mükafat var. Elbette ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah'tan korkanların yurdu ne güzeldir! 1641 - Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Halbuki bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür. 16107 - Bu azab şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. 16117 - Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır. 16122 - Ve biz ona İbrahim'e iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de salihlerdendir. 1718 - Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve rahmetimizden kovulmuş olarak oraya girer. 1828 - Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. 1845 - Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri her renk ve çiçekten birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. 1846 - Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Bakî kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında, sevabca da hayırlıdır, ümid yönünden de daha hayırlıdır. 18104 - Onların dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı. 2072 - İman eden sihirbazlar şöyle dediler "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin." 20131 - Kâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye mal ve saltanata sakın rağbetle bakma. Rabbinin ahiretteki rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır. 2195 - Yok ettiğimiz bir memleket ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere bize dönmemesi gerçekten imkansızdır. 229 - Allah yolundan şaşırtmak saptırmak için büyüklük taslayarak tartışır. Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız 2211 - İnsanlardan kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur. 2215 - Allah'ın ona peygambere dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra kendini intihar edip boğsun da baksın bu hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek mi? 2333 - Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer." 2337 - "Dünya hayatından başka gerçek yoktur. Kimimiz ölürüz, kimimiz yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz." 2414 - Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi. 2419 - İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. Her şeyi Allah bilir; siz bilmezsiniz. 2423 - Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azab vardır. 2433 - Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan köleler ve cariyelerden mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde hürriyete kavuşmalarında kendileri için bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah onlar için çok bağışlayıcı ve merhametlidir. 2842 - Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır. 2860 - Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi? 2861 - Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, sırf dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde azab için huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir? 2877 - "Allah'ın sana verdiğinden O'nun yolunda harcayarak ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez." 2879 - Derken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler. 2925 - İbrahim onlara dedi ki "Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü geldiğinde ise, kiminiz kiminizi tanımayacak, kiminiz kiminizi lanetleyecektir. Varacağınız yer cehennemdir. Ve hiç yardımcınız da yoktur." 2927 - O'na İshak ve Yakub'u bağışladık. Peygamberliği ve kitapları, onun soyundan gelenlere verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık. Şüphesiz o, ahirette de salihler zümresindendir. 2964 - Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. 307 - Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Ahiretten ise onlar hep gafildirler. 3115 - Bununla beraber eğer her ikisi de bilmediğin bir şeyi, bana ortak koşman hususunda seni zorlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yolunu tut. Sonra dönüşünüz ancak banadır. O zaman ben de size yaptıklarınızı haber vereceğim. 3133 - Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın. 3212 - Ey Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen! 3328 - Ey peygamber! Hanımlarına şöyle söyle "Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. 3357 - Şüphesiz ki Allah'a ve Resulü'ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır. 355 - Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. 376 - Gerçekten biz dünya göğünü o yakın göğü bir zinetle, yıldızlarla süsledik. 3910 - Ey Muhammed! Tarafımdan söyle "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah'ın yeryüzü geniştir. Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir." 3926 - Allah, onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi! 4039 - "Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur." 4043 - "Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da, ahirette de bir davet hakkı yoktur. Hepimizin dönüşü Allah'adır. Şüphesiz haddi aşanların hepsi cehennemliktir." 4051 - Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde kıyamette elbette yardım ederiz. 4112 - Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. 4116 - Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir. 4131 - "Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır." 4220 - Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur. 4236 - Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Azim Nedir?Büyük olmak anlamındaki a-z-m kökünden türeyen azîm, büyük, ulu demektir. Azîm sıfatı; Allah’ın izzet ve celalinin, gücü ve şanının büyüklüğünü, azâmet ve kibriyâ sahibi olduğunu ifade eder. Allah, her şeyden büyüktür. O’ndan büyük hiçbir şey yoktur. Bu büyüklük, cisimlerin büyüklüğü gibi bir büyüklük değil, sıfatlarının büyüklüğüdür “…Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.” Bakara, 2/103, “O, büyük arşın Rabb’idir.” Tevbe, 9/129, “En büyük mükâfat Allah’ın yanındadır.” Enfâl, 8/28 âyetlerinde olduğu gibi “azîm”, Allah’ın sıfat, nimet ve azabını Bakara, 2/7, imtihan Bakara, 2/49 ve cezasını Tevbe, 9/63 Kelimesinin Kur’ân-ı Kerim’deki YeriAzîm kelimesi Kur’ân’da 109 defa geçmiş, Allah’ı ve sıfatlarını nitelemenin dışında diğer objelerin büyüklüğünü ifade etmek için de kullanılmıştır Büyük Kur’ân Hicr, 15/87, Büyük kurtuluş Nisâ, 4/13, Büyük gün En’âm, 6/15, Büyük hile Yûsuf, 12/28, Büyük sıkıntı Enbiyâ, 21/76, Büyük iftira Nisâ, 4/156, Büyük dağ Şu’arâ, 26/63, Büyük taht Neml, 27/23, Büyük nasîp Kasas, 28/79, Büyük zulüm Lokmân, 31/13, Büyük haber Sâd, 38/67, Büyük günah Nisâ, 4/48, Büyük ahlâk Kalem, 68/4 ve Büyük söz İsrâ, 17/40 gibi. Görüldüğü gibi azîm, dağın büyüklüğü gibi hakikî, Kur’ân’ın ve ahlâkın büyüklüğü gibi mecazî anlamda kullanılmıştır. Kur’ân’ın büyüklüğü deyince bu kitap olarak sayfa olarak büyüklüğünü değil, yüceliğini, değerini, şanını ifade eder. İşte Allah’ın büyüklüğü de böyledir. “Yüce Rabb’inin adını tesbih et” Vakı’a, 56/74, 96 âyeti nazil olunca Peygamberimiz, “bu tesbihi secdenizde söyleyiniz” buyurmuştur Ebû Dâvûd, Salat, 147, 149. Bu emre binaen namazların rükuunda üç defa “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” 6 âyette ve Tirmizî ile İbn Mâce’nin el-esmâü’l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde geçmiştir Tirmizî, Deavat, 83; İbn Mâce, Dua, 10, 11. “O, yücedir, uludur.” Bakara, 2/255; “Ulu Rabb’inin adını tesbih et.” Vakı’a, 56/74, 96; “Çünkü o kitabı solundan verilen kimse Ulu Allah’a îman etmiyordu” Hâkka, 69/33.

allah ın büyüklüğü ile ilgili ayetler